aile ocağı
ailede şiddet

aile ocağı

Aile sosyal, kültürel, dinî ve ahlâkî değerlerin yeni nesillere aktarılması ve toplumda yaşatılmasında etkili olan kurumların ilkidir. Birey dayanışmayı, paylaşmayı, yardımlaşmayı ve karşılıksız vermeyi, hizmet etmeyi, hakkı gözetmeyi, sevgiyi-saygıyı, merhamet etmeyi öncelikle aile ocağında öğrenir. Yine bireyin sağlıklı bir şekilde hayata hazırlanması için aile ilk mekteptir.

Toplumdaki sosyal dayanışma ve uzlaşmanın, millî birlik ve beraberliğimizin en güçlü dayanağı olan aile ocağının temel esprisi; sevgi-saygı ve özendir. Bunlar ailenin devamını sağladığı gibi yüce Allah’ın rahmetine vesiledir.

Yüce Yaratıcımız Rûm suresi 21. ayette şöyle buyurur: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

Müslüman-Türk toplumunda aile sevmek -sevilmek, değer verilmek gibi en güzel duyguların yaşandığı, sıkıntı ve kederin, telaş ve yorgunluğun huzura dönüştüğü ocaklardır. Aile bütünlüğünü tehlikeye atacak, sevgi, muhabbet, sadakat, karşılıklı güven duygusunu incitecek söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Ailenin temel unsurlarından olan kadın ve erkek yaptıkları ahdin sorumluluklarını duyarak uzlaşmacı tavırlarıyla bu kurumu devam ettirmeye kararlı olmalıdırlar.

Aile ocağında yaşananlar toplumun geleceği açısından da önem arz eder. Sosyal bilimciler, psikologlar, eğitimciler ailenin, çocuğun yetişmesinde ve karakterinin şekillenmesinde birinci derecede etken olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu nedenle çağdaş eğitimciler okul aile diyaloguna önem verirler.

Aile ocağındaki huzur iş hayatında verimliliği artırdığı gibi bireylere daha sağlıklı bir iletişim imkânı sağlar. Denilebilir ki aile, insan ilişkilerinin istinat noktasıdır.

Aile yapısının sağlam temeller üzerine kurulması yeni neslin iyi yetişmesi, ahlakî güzellikler ve kültür değerlerimizle bezenmeleri için gereklidir. Türk toplumu için bu temel; Türk milletinin ahlakî, dinî ve kültürel değerleri istikametinde atılmalıdır. Böyle bir yapı içinde bireyler kendini gerçekleştirme imkânı bulur. Bu yapı katılımcılığa imkân verir. Sorumluluk bilincine erişmeyi ve diğer gam davranmayı sağlar. Ailede samimi bir inanç ve ibadet ortamının sağlanması bireylerin dinî hayatlarına olumlu katkıda bulunur.

Türk toplumunda aile ocağının sıcaklığı aile ilişkilerine de yansımaktadır. Bu durum İsmail Hami Danişment tarafından şöyle ifade edilmektedir: “Eski Türk ailesi bir fazilet müessesesidir. İşte bundan dolayı Türk çocuğu atalarının ulvî ahlâkını sadece ana-baba telkini ile değil, faziletli büyük bir aile muhitini görmek ve bu hayatı yaşamak sûretiyle almıştır.”

İngiliz araştırıcı Torto’nun “Türk’ün ahlâkî seciyesi çocukluğunda iyilik telkinâtı alması yanında muhitinden fenalıklara şahit olmayarak teşekkül eder” tespiti de hem ailenin hem de yaşanılan muhitin önemini ortaya koymaktadır.

Bugün aile yapımızı tehdit eden pek çok unsurla karşı karşıyayız. Ahlakî yozlaşma, kimlik bunalımı, özgürleşme ve bağımsız olma söylemlerinin kavramsal boyutunun doğru algılanamamasına bağlı olarak “biz” şuurunun yerini almakta olan “bireycilik eğilimleri” üzerinde önemle durulması gereken hususlardır.

Aile kurumunun kutsallığına yönelik sorumsuz yaklaşım ve yorumlar, değerlerimizle bağdaşmayan ama özendirilen hayat tarzları bireyleri olumsuz yönde etkilemekte, azımsanmayacak oranda genç emin olmadığı bir kurun uğruna sorumluluk yüklenmekten kaçınmaktadırlar. Bu manada ana-babaların tek tek bireylerin ve kurumların duyuş ve davranışlarını ciddî kritiklere tâbi tutmaları gerekmektedir.

 Şiddet, müstehcenlik ve korku içeren yayınların aile yapımız üzerindeki etkileri sıradan değildir. Bu nedenle yayınlanacak materyalin içeriği, uzman eğitimci ve psikologlar tarafından değerlendirmelidir. Özellikle çocuklar kendilerine sunulanı doğru - yanlış, faydalı- zararlı ayırımına tâbi tutmadan belleklerine kaydederler ve taklit ederek öğrenirler. Farklı kültür öğeleriyle beslenen çocuk ve gençlerin farklı davranışlarda bulunmaları ve buna bağlı olarak yaşanan değerler çatışması ailede yeni sorunlar meydana getirebilir. Ailenin yapı taşları olan bireylere ve özellikle gençlere zararlı davranış modelleri kodlamaya kimsenin hakkı olmamalıdır.

Ana-babalara gelince; her ikisi de aile ile ilgili görev ve sorumluluklarını ortak bir anlayışla yerine getirmelidirler. Bunun için kişinin ailesiyle geçirdiği zaman boşa geçirilmiş bir zaman olarak değerlendirilmemeli, zaman darlığı bir mazeret olarak görülmemelidir.  Sağlıklı bir aile hayatı için öncelikle ailenin ihmal edilmezliğine inanmak gerekmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s,a.s ) risalet görevinin ağırlığı altında dahi ailesini ihmal etmediği gibi ashabtan ailesini ihmal edenleri uyarmıştır. Zaten aile bireylerinin birlikte geçirdiği zamanın çokluğu değil, niteliği önemlidir

mhp, milliyetçi hareket partisi seçim beyannamesi

önerilen kitaplar

kadın ve sağlık

kadın ve aile

kadın ve hukuk

kadın ve ekonomi