GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR Tanımı: Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleriyle oynanarak, mevcut özelliklerinin değiştirilmesi veya canlılara yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir. GDO üretimindeki amaç nedir?
GDO ürünler en çok nerelerde kullanılmaktadır? Dünyada 1996 yılında 6 ülkede genetiği değiştirilmiş bitki ekimi yapılırken, 2004 yılında ülke sayısı 17 olmuştur. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin % 62 sini soya, % 21 ini mısır, % 12 sini pamuk, % 5 ini kanola oluşturmaktadır. Genetiği ile oynanmış besinler; 1. Soya, mısır 2. Genetiği ile oynanmış besinlerden elde edilmiş maddeler (soya yağı, soya proteini, mısırdan elde edilen nişasta) 3. Genetik modifikasyonla elde edilmiş katkı maddesi, vitamin yada elzem aminoasit içeren besinler 4. Genetik modifikasyonla elde edilmiş enzimle üretilmiş besinlerdir (peynir). Mısır ve soya, genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarından,bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO'lu olma ihtimali yüksektir. Soya ve mısırın kullanıldığı yerleri düşünüldüğünde herkesin GDO’lu ürünleri tükettiği ifade edilmektedir. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor. Mısır şurubunun özellikle kolalı içecekler, pasta, bisküvi ve çikolata üretiminde yoğun olarak kullanıldığını vurgulanmaktadır. Mısırdan elde edilen nişasta bazlı tatlandırıcılarda, mısır yağında, bebek mamalarında, hazır çorbalarda ve yine hayvan yeminde, Soya; soya yağı, sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger gibi kırmızı etli ürünler ve et suyu tabletlerinde, soya etli kıyma, soya unu, fındık, fıstık ezmesi, süt tozu, kozmetik sanayiinde, hayvan yemlerinde kullanılıyor. Ülkemizde genetiği değiştirilmiş tohum ekmek veya ithal etmek yasaktır. Ancak mevzuattaki eksiklikler nedeni ile her yıl iki milyona yakın GDO'lu mısır, soya, pamuk ve kolza tohumunun kaçak olarak Türkiye'ye girdiği belirtilmektedir. İsteğe bağlı veya zorunlu etiketleme tarzında düzenlemeler ülkemizde olmadığı için, bu gıdalar, tüketici tarafından bilmeden tüketilebilmektedir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sağlık Üzerine Etkileri Potansiyel yararlar: 1. Besin içeriğinin zenginleştirilmesi: a. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde olmak üzere açlık ve malnütrisyon başta gelen halk sağlığı problemlerinden biridir. Besin içeriğini zenginleştirmeye yönelik çalışmalardan vitamin A içeriğinden zengin pirinç (golden rice) üretimini örnek verebiliriz. b. Yağ asiti bileşimini değiştirme: Kalp damar hastalıkları riskini azaltmak üzere,yağların doymuş yağ asiti ve trans yağ asiti miktarını azaltıp, doymamış yağ asiti miktarını artırmak mümkün olmaktadır.Ayrıca yağlar yüksek ısıda daha kararlı hale getirilebilmektedir. c. Protein miktarını yükseltme: Besinlerin ve hayvan yemlerinin elzem amino asit içeriği artırılarak protein kalitesi yükseltilmektedir d. Nişasta oranını yükseltme: Patatesin amiloz/amilopektin oranı değiştirilerek kızartma sırasında daha az yağ çekmesi, pişme süresinin kısalması ve maliyetin azalması sağlanabilmektedir. e. Fenilalanin içermeyen buğday yetiştirme: Fenilketonüri hastalarının diyetinde fenilalnin içermeyen buğday ürünlerinin kullanılması mümkün olabilmektedir 2.Besinlerin alerjik özelliklerinin azaltılması: Normalde toplum içinde besin alerjisi prevalansı yaklaşık olarak %2-8 kadardır. Bu alerjik reaksiyonların büyük bir kısmından sekiz tür besin sorumludur: yer fıstığı, yumurta, inek sütü, soya, buğday, kabuklu deniz canlıları, balık, fındık. Besinler içindeki alerjik proteinlerin çıkarılması veya yapısının değiştirilmesi yönündeki çalışmalarla bu besinlerin alerjik özelliklerin azaltılması hedeflenmektedir. 3. Besinlerin aşılama amacıyla kullanımı: Dünya üzerinde çok sayıda insan önlenebilir sağlık sorunları nedeniyle yaşamını kaybetmekte veya sakat kalmaktadır. Bu hastalıkların pek çoğunun önlenmesinde aşılama, en etkili yöntemdir. 4. Besinlerin tedavi amacıyla kullanımı: Genetiği değiştirilmiş besinlerin tedavi amacıyla kullanımına yönelik çalışmalar yeni olmakla beraber büyük gelecek vadetmektedir. Örnek olarak laktoz intoleransı olan bireyler için üretilmiş laktoz içeriği azaltılmış süt verilebilir. 5. Tarım ilaçlarının kullanımındaki azalmaya bağlı yararları vardır. Tarım ilacı kullanımındaki azalma gösterilirken, ilaç kalıntılarının içme sularına daha az karışmasına da değinilmiştir. 6. Sıcağa ve kuraklığa dayanıklı ürün yetiştirme: Biyoteknolojik yöntemlerle bitkiler tuzlu ortamlara, pH’a , sıcaklığa, soğuğa, kuraklığa ve kötü iklim koşullarına dirençli hale getirilerek ürün artışı sağlanır. Kuraklığa dirençli bitkiler su kullanımını azaltırlar. 7. Raf ömrünün uzaması: Özellikle domateslere uygulanan bu yöntemle, ahududu, çilek ananas gibi meyvelerin de daha uzun süre özelliklerini koruması mümkün olmaktadır. 8.Enzim elde etme: Peynir yapımında rennin enzimi yerine, genetik modifiye mikroorganizmalar tarafından üretilen kimozin son 15-20 yılda Amerika Birleşik Devletlerinde ve İngiltere dahil birçok Avrupa ülkesinde kullanılmaktadır. 9.Besinin organoleptik özelliklerini geliştirme: Olgunlaşması geciktirilen sebze ve meyvelerin tadının, renginin ve yapısının daha iyi hale getirilmesi sağlanmaktadır. Potansiyel riskler: 1. Artmış alerjik reaksiyon riski: 2. Antibiyotik direnç genleri 3.Toksik etki ve kanser riski: 4. Dinsel, kültürel ve ahlâki sorunlar: dini olarak yenmesi yasaklı hayvanların genlerinin diğer besinlere aktarılması (örneğin; domuz geninin domatese aktarılması gibi). 5. Antibiyotiğe karşı dayanıklılık oluşturması (GDO’lu besinlerin antibiyotiklere dirençli genetik materyal taşıması, insan bağırsağındaki bakterilere bu genetik materyalin geçmesi, çok tehlikeli bir durum olabilir). Öneriler: Genetiği değiştirilmiş organizmalar hakkında devam den çok sayıda çalışmaya rağmen yeterince araştırma sonucu olmadığından zararları veya yararları konusunda kesin bir yargıya varmak şu an için mümkün değildir. Çevremize ve gelecek nesillere etkileri olabilecek risklerin en aza indirilmesi ve bunun için gerekli önlemlerin alınması göz ardı edilmemelidir. Türkiye açısından ele alacak olursak; konu hakkında yeterli verilere ulaşamadan sırf ekonomik kaygılarla bu ürünlere dört elle sarılmak doğru olmadığı gibi tam anlamıyla bu teknolojinin dışında kalmak da mantıklı görünmüyor. Ayrıca, Türkiye’nin buğday, arpa, baklagiller ve şeker pancarı gibi ana besin kaynaklarını oluşturan bitkilerin dışında birçok meyve ve sebzenin de doğal gen kaynaklarının bulunduğu bir ülke olduğu göz önüne alındığında, biyoteknolojik ürünlerin kullanımı ve çevreye salımı konusuna daha duyarlı yaklaşılması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu konuda alınabilecek önlemleri ise şu şekilde sıralayabiliriz: • GDO’lu tohumların kontrolsüz alanlarda ekimine izin verilmemeli. • Türkiye GDO’lu ürünler konusunda kendi araştırmalarını yapmalı, teknolojisini kendi üretmeli. • Tarımda, girdiden çıktıya, tüm alanlarda bağımlılık zincirini kıran, kendi potansiyelini kullanan bir politika izlenmelidir. Kaynaklar
|